home ...gallery ....exhibition ....biography ....contact

 

Melissa Mey’de Don Kişot Estetiği
Ümit Gezgin
Sanat Eleştirmeni

  Don Kişot tarihsel bir kahraman olduğu kadar, aynı zamanda zamanımızın da bir kahramanı. Lermantov nasıl “Zamanımızın Bir Kahramanı’ kitabında,  19. Y.y.’ın insan tipi  çerçevesinde bir insanın hikayesini kişilikleştirerek ve giderek de evrensel kılmaya çalışarak anlattıysa, Cervantes de ‘Don Kişot’ romanıyla aslında zamanının olduğu kadar aynı zamanda tüm zamanların da kahramanını anlattı. Bu kahraman öyle ki, simgesel, örnek bir kimliğe de dönüşerek sanatsal yaratmanın aracı haline, simge, örnek biri varlığa da dönüştü.

  Don Kişot bir  ‘Klasik’ roman; bütün klasikler gibi evrenselleşmiş bir sanat realitesi. Bu sanat hem kendi dönemindeki, hem de kendinden sonraki sanatçıları etkileyecek, onlara yaratmalarında ilham verecek anlamına gelmektedir. Nasıl Van Gogh kendinden sonraki sanatçıları derinden etkilemiş ve hala etkilemekteyse, Don Kişot da, sadece yazarları değil, ressamları ve diğer sanatçıları da hala derinden etkilemektedir.

  Rönesans döneminin bu romanı, kendisini karşıtlıklar üzerinden kurarken ve  Sancho Panza üzerinden  uyanık köylü, Don Kişot üzerinden de kentli, duygusal ve hayalleriyle yaşayan, geçmiş zaman kahramanı bir insan portresi çizilirken;  aslında insanoğlunun hikayesi anlatılıyor.  Ve elbet sanatın insan hikayesi üzerine kurulu olduğunu  da böylece daha yakından anlamış oluyoruz.

  Melissa Mey de sanatının çıkış noktasını Don Kişot üzerinden yaparken; bir sanatçı olmanın dünyada ve ülkemizde Don Kişot olmanın, onun gibi yel değirmenleri ile savaşmayı gerektirdiğinin çok iyi farkında. En önemlisi bunun salt bir söylem boyutunda kalmaması; sanatının merkezinde özgün bir yapı kurarak bunu çözümlemiş olması.

  Sıcak-soğuk ton değerleri üzerinden çizgisel bir ritm ve yapı inşa ederek geliştirdiği resimsel yöntemle, hem üslubunun kendine ait çizgilerini pekiştirmiş oluyor genç  sanatçı, hem de sanatın temelinin ifade etmek olduğunu çok iyi biliyor. Renk seçimi, fırça vuruşları, yel değirmenlerini simgeleyen formlar-çizgiler, spatulayla oluşturulan anlatım; hep sanatçının özgün dünyasını dile getirmenin aracı olarak kullanılmıştır.

  Sanatçının ekspresif bir tavrı, giderek bu tavrı öyküleme, katmanlaştırarak görselleştirme üzerine kurulu bir teknik yapısı var. Akademik eğitimin zemini içinde gelişen resimsel tekniğine, daha serbest, giderek düşünsel bir boyut katarak, daha çağdaş, çok boyutlu bir görsel alan oluşturarak, dahası bunu Don Kişot refaransıyla çeşitlendirip, bütünleştirerek; görsel sanatlara eklektik bir özellik kazandırıyor. Farklı disiplinden beslenmek, giderek edebiyatın simge varlığı olan klasik eser Don Kişot’tan, onun evrensel değerinden yola çıkarak imgeleştirdiği, görsel boyuta taşıdığı ve bunları da özgün bir üslup çerçevesinde yaptığı resimsel dünyasında Melissa Mey, çağdaş dünyaya yeni yorum ve algı imkanları sunarak, sanatın amacının estetik gerçeklik ve bilinç yaratmak olduğunu göstermiş oluyor.

  Resimle  Don Kişot’u Yeniden Tanımlamak

  Melissa Mey’in Don Kişot resimleri; Don Kişot’la simgelenen kavramları yeniden tanımlamaya çalıştığı oranda, aynı zamanda kendi kişisel simgelerini de yaratma esasına göre kurgulanmıştır. Yine biliyoruz ki her kavram ve anlam dünyası, başka bir sanatçı elinde farklılaşarak  anlam kazanır. Doğal olarak da yaratının kendi kulvarı içinde de farklılaşarak ortaya çıkar.

    Seçilen renklere bakılacak olursa, sanatçı bu renklerle; özgürlüğü, bağımsızlığı, kahramanlığı ve hayal dünyasını; giderek gerçekler  ve hayaller arasındaki ayrımı da simgeleyecek şekilde seçmiştir. Bu seçme işlemi bilinçli bir tasarruf olabilecek kadar, sezgisel bir biçimde de olmuş olabilir. Keza bu seçim ve oluşturulan görsel yapı, düşünsel derinliğini de oluşturuyor. Giderek Don Kişot’la simgelenen anlam alanını kendine göre yeniden var ediyor. .

  Plastik ögelere kendine özgü bir yaklaşım modeli geliştiriyor Mey. Bu yaklaşım, renk-çizgi diyalektiği, bir kavramdan ve onun oluşturduğu anlam alanından yola çıksa bile, yeni görsel ifade olanakları yakalayarak, kendi kuşağı içinde onu farklı bir yere yerleştiriyor. Biliyoruz ki resimsel düzlem nereden beslenirse beslensin, özgün olmak durumundadır. Özgün olmayan görsel yapıların ve estetik kategorilerin sanat yapıtı olarak algılanması çok zordur. Onlar ancak bir deneyim olarak kalırlar. Referansları ne kadar kuvvetli  olursa olsunlar, bir deneyimin boyutlarını aşamazlar.

  Melissa Mey’in yaklaşım tarzı, bir deneyim olmaktan öte anlamlar taşımakta; geliştirdiği yapı, yaklaşım ve kullandığı görsel argümanlar, bu argümanları kullanma biçimi ve en önemlisi kendi üslubunu oluşturan yapısı, ortaya sanat yapısı çıkarmasını doğurmuştur. Don Kişot gibi evrenselleşmiş bir sanat yapıtının merkeze alındığı yapıt üretimi, aslında içinde türlü zorlukları barındırır. Bunların en başında geleni, onun düzeyi oranında bir yaratı ortaya konup  konamayacağıyla ilgilidir. Bu noktada Mey’in bu sorunu aştığı, gerçekten de özgün bir dışavurumla, yalınlık içinde ifadenin üst düzlemine ulaştığı gözlemlenmektedir. Onun görsel yapıtları hem düşünsel, hem de görsel anlamlar taşımakta, bu her iki anlamı da minimal yapı içinde kurgularken, lirik bir filozofi de oluşturmaktadır.

  Sonuç olarak genç sanatçı, kendi alanı içinde özgün bir ifade alanı yakalamış ve bu alanı da Don Kişot’la birlikte ileri bir düzleme taşımıştır. Kendi  dilini oluşturmanın avantajı Don Kişot’u görsel estetiğe taşıma ve dönüştürmede etkili olmuştur. Bu  durum, bundan sonra da ele alacağı konulara mutlaka yansıyacaktır…